28/8/2007 - Ölüm Gelmişse

Ölüm Gelmişse Bitmişse Kızıllığını avuç avuç içtiğimiz şafaklar Öğleler, ikindiler çoktan geçmişse Bir akşamüstü garipliği Sarmışsa her yeri Güneş devrilmiş Renkler solmuş Sesler kesilmişse Son kuşlar da geçip gitmişlerse ufuktan Ve çiçekler Bükmüşse boyunlarını dalgın dalgın Bil ki ölüm saati gelmiştir Senden uzak, kendimden uzak Tüm umutlardan ve her şeyden uzak Ben ölmüşümdür uzaklarda bir yerde Gövdesini kurtların oyduğu Bir ağaç gibi devrilmişimdir O anı sen bileceksin herkesten önce Herkesten iyi sen anlıyacaksın Çâresizliğini, yıkılmışlığını Sevdiğin adamın Ve seni nasıl sevdiğini Duyacaksın derinden derine Belli belirsiz Bir gölge düşecek gözlerine Fakat ağlamıyacaksın, ağlamıyacaksın Sen tek gelinim, sen tek kadınım Sen güzelim, nazlım, bebeğim Kadersizim sen Gülerken ağlayanım, ağlarken gülenim Varlığım, nedenim, alınyazım benim Elbette ağlamıyacaksın Çünkü sonsuzluklar Sonsuz sevenler içindir Çünkü ölüm Sevmeyi ve ölmeyi bilenler içindir.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/8/2007 - Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?

Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? Sevmek için güzele mi bakmalı? Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır? Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı? Hırsızlık; para, mal mı çalmaktır? Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? Solması için gülü dalından mı koparmalı? Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? Öldürmek için silah, hançer mı olmalı? Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/8/2007 - HÜZNÜN FERYADI

HÜZNÜN FERYADI
Bu gece Hüznün Hikayesini yazmak istedim Hece hece... Ne bir masaldı bu sanırım, ne bir bilmece... Bu gece Hüznün Hikayesini Yazmak istedim sadece...
Dün akşam gün batımını izlemek için Çıktım dışarı, Bir bahar akşamının Tatlı meltemi dağıttı saçlarımı, Sessizce oturdum sahilde bir kafede, Deniz ıssızdı... Ufuk alabildiğince uzanırken Güneş yavaş yavaş gidiyordu Ayrılığın hüznüyle,
Anlaşılan boğazı düğüm düğüm Hıçkırıklar sıralanmıştı yüreğine güneşin Bir veda busesi kondurdu Hazin bir veda niteliğinde Denizin tam gözbebeğine... Akşamın alacakaranığı çökerken Yavaş yavaş üstüme, yürüdüm ağır aksak adımlarla, geçmişime, Eski bir şarkı takıldı dilime, Gözlerinin İçine Başka Hayal Girmesin dercesine...
Yol kenarında dizilmiş Bir kaç saksı çiçeğin içinden biri gülümsüyor, Ne olur al beni, Ben senin hayallerinin resmiyim diyordu, Saksıda ne de tuhaf duruyordu papatyalar, Cüzdanımı açtım ve bir liraya aldım hayallerimi... Bu gece Bir Delinin Hatıra Defterine yazdım, Bir Delinin Hatıra Defterine hapsettim Yalanları, ihanetleri, ve seni...
Başak başak sevinçlerin harabolduğu Tarlalarında gezindim bu gece Karanlık kaplamıştı toprağı çekirge sürüleriyle Yazdım, yazdım, yazdım ve sildim birdenbire Ya Hüznün Hikayesiydi Satırlara düşen yağmur taneleri, Ya da bir kır çiçeğinin hapsedildiği Küçücük saksının azad edilmesiydi. Bu gece Bir Delinin Hatıra Defterinde saklandı Hüznün Hikayesi...
Sürüklenirken adımlarım Arnavut taşlı kaldırımlarda Bir kırlangıç sürüsü geçti hemen yakınımdan Göz, gez, arpacık... Nasılda sürmüştüm mermiyi bakışlarımın namlusuna Parmaklar tetikte, anılar bunalım takılmakta Ya seni vuracaktım ansızın Ya da ben kaybolacaktım arka sokaklarda... Bir Delinin Hatıra defteri yanmakta...
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
HAKKIMDA
 
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta MaViGözYaşı gothicresimler imageshack elfidasuperisi
ARKADAŞLARIM
ARKADAŞLARIMIN BANNERLERİ
:.RADYO SOMA FM .:
SOMA FM 103.5
|